7 Nisan 2014 Pazartesi

ÇOCUK ve OKUMA ALIŞKANLIĞI

Okumanın değerini bilen anne babalar olarak bu alışkanlığı çocuğumuza nasıl kazandıracağımızı düşünür, araştırır, uzmanlara kulak veririz.  Onlara örnek olmanın önemini biliriz. Yanlış Hikayeler, Kuş Oltası, Yara ve Saklıköy’ ün Kuşçusu adlı kitapların  yazarı Sayın Kadri Öztopçu bize iyi bir okur olmanın yollarını anlattı.  

Erken yaşta kitaplarla kurulacak olumlu ilişkiye “Çocuğun, kitabı bir nesne olarak sevmesi, kendine yakın, hatta bir oyun arkadaşı, bir oyuncak gibi hissetmesi, onunla “iyi bir ilişki” kurması, giderek içeriğini de merak etmesi sonucunu doğuracaktır.” saptamasıyla yaklaşan ödüllü yazarımıza sözü bırakalım ve okumak üzerine keyifli bir yazıyı birlikte okuyalım…

Giderek daha az okuyan bir toplum olduğumuza ilişkin saptamalar, pek çok ortamda sıklıkla dile getiriliyor. Bunun haksız bir saptama olduğu söylenebilir mi?

Araştırmalar, bu saptamanın doğruluğunu, üzücü biçimde  kanıtlıyor. Ve kuşkusuz, daha az okuyan bir toplum olmanın getirdiği olumsuz sonuçlar, hem biz yetişkinleri, hem de çocuklarımızı
(özellikle onları) etkiliyor.


Okuyan birey olmakla, okumayan (ya da yeterince okumayan) birey olmanın arasındaki farkı anlamanın yolu, “okumak” dediğimiz eylem ve “okuyan birey” üstüne, durup kısaca düşünmekten geçiyor, kanımca.

Düzenli okumayı alışkanlık haline getiren birey, yaşamı bir yönüyle (çoğunlukla da kendisine dayatılan yönüyle) değil, her yönüyle kavramayı öğrenir. Hayata ilişkin yeni anlamlar üretir böylece. Bu ise, ayaklarının yere daha sağlam basması demektir.

Okumak, bir tür, “dayatılana ve tek tipleştirmeye karşı koyuştur” da denilebilir. Okumak, özgür düşüncenin temelidir.

Çünkü birey, okudukça, çoğu kez farkında bile olmadan, dersler çıkarır okuduklarından. Dünyaya daha geniş bir perspektiften bakar. Doğayı, insanı, hayat dediğimiz karmaşayı açık seçik tanımaya, kavramaya, doğru tanımlamaya, çevresinde ve  iç dünyasında olup bitenlerin nedenini niçinini anlayıp çözümlemeye başlar. Yaşamın dayattığı kimi sorunların aslında o kadar da karmaşık  ve baş edilemez olmadığını, üstesinden gelinebilir şeyler olduğunu kavrar. Bu kavrayışla “farklı düşünebilen” bireyin yolu aydınlanır. Öz güveni artar.

Bu ise, özgürleşmenin, kendi ayakları üstünde durabilen bir birey olmanın; giderek kendi yaşamına sahip çıkmanın ve onu bilinçli biçimde, kendi iradesiyle yönetmenin anahtarıdır. Başka bir deyişle okumak, bireyin, bağımsız düşünüp davranabildiği kendi özgür dünyasını yaratması; böylece sıradanlığın  biçimlendirdiği  kalabalığın içinde kaybolmadan, çok yönlülüğün nimetlerinden yararlanabilmesidir. Seçkinleşmesidir.

Burada sözünü ettiğimiz “seçkinlik”, her şeye ve kendinden başka herkese “tepeden bakan” bir  tutuma işaret etmiyor kuşkusuz.

Değil mi ki okumak bizi insana ve hayata yakınlaştırır; öyleyse okumakla hayatı, dünyayı, dünyanın ve hayatın içindeki insanın doğasını daha iyi kavrar, kendi dışımızdaki herkes ve her şeyle daha iyi, daha doğru ve sağlıklı ilişkiler kurarız. Kurduğumuz bu doğru ilişkilerle saygınlaşırız.

Öyleyse okumak, aynı zamanda başarının da anahtarıdır. Yeni düşünceler, bakış açıları ve davranış biçimleri geliştirerek topluma değer katmanın ve bunun görülmesiyle, başkalarının gözünde değer kazanmanın anahtarı.

Öte yandan okumak, hele bu alışkanlık çok genç yaşlarda edinilmiş ve disiplinli biçimde sürdürülmüşse, verimli bir eğitim-öğrenim döneminin de yapı taşıdır.

Durup düşünelim: Daha yolun başındayken okuma alışkanlığı gelişmemiş bir çocuğun/gencin, okulda ve hayatta başarılı olması olası mıdır?

Okumayı gündelik hayatın bir parçası kılmak ve böylece daha çok, daha disiplinli okumak, elbette beraberinde, öğrenmeyi, kavramayı, kavradıklarını çözümlemeyi olanaklı kılar. Bu ise, bireye hem kendi yaşamını hem de toplum yaşamını değiştirme gücü verir; iyi bir eğitimin ve başarının da yolunu açar.

Okumaya bunca övgüden sonra, bugünü ve geleceği üstüne titrediğimiz, çoğu zaman, yaşamının nasıl biçimleneceği konusunda kaygılar taşıdığımız çocuklarımızın, nasıl olup da okuma alışkanlığı edinebilecekleri konusunu da enine boyuna düşünmeliyiz kuşkusuz.

Kitap okumaya başlamanın elbette bir zamanı vardır; ilkin okumayı öğrenmek gerekir, bu eylemi gerçekleştirmek için. Demek, ilk okumalar, okuma - yazmanın öğrenildiği ilköğretim çağında başlar ve sürer.

Okumak için bu böyledir de, okunan nesne olarak kitapla tanışmak için de böyle midir? Çocuğumuzu kitaplarla tanıştırmak için okuma-yazmayı sökmesini mi beklemeliyiz? Böyle davranmakla, çocuğumuza kitabı ve okumayı sevdirmek için geç kalmış olmaz mıyız?
Üzerinde düşünülmesi gereken bir diğer sorudur bu.

Okumanın,  bireyin kendi başına, etkin biçimde gerçekleştireceği bir eylem olduğunu bilmek, düz bir mantıkla,  kitapla ilişkinin, ancak okumayı bilmekle mümkün olduğu sonucuna götürüyor bizi.

Peki ama, okuma arzusu, hevesi nasıl oluşacak? Bu arzuyu ve hevesi çocuğumuzda oluşturabilmek için, onun okumayı öğrenmesini mi beklemeliyiz? Öncesinde yapabileceklerimiz var mı? Her konuda olduğu gibi, bu konuda da, ağacı yaşken eğmek mümkün mü?

Bu noktada, dönüp kendimize, kitapla sadece içeriği bakımından değil,  bir nesne olarak da ilişkimize bakalım.

Kitap, okuruna, sadece içeriği ile değil, kapağı, cildi, boyutları, baskı kalitesi... hatta o kendine özgü kokusuyla da bir şeyler ifade edegelmiştir her zaman. Okurda olumlu duygular, okuma hevesi uyandırmıştır.

İyi okur, bir kitabı eline aldığında, okumaya başlamadan henüz, kapağına, cildine, baskı kalitesine bakar. Kokusunu duyumsar. Yeni bir serüvenin başında olduğunu hisseder ve kitap, onun için, bu serüvendeki yol arkadaşıdır; uzun, heyecan verici bir yolculuğun her şeyi bilen, saklısında tutan rehberidir. Birazdan, bu yolun sırlarını sayfa sayfa paylaşacaktır, okuruyla. Onu elinden tutup bilinmedik dünyalara, o dünyalardaki bilinmedik yaşamlara götürecektir.

Demek, iyi okur, elinde tuttuğu kitabı, bir nesne olarak da sever.

Bu da bizi, okumayı çocuğumuza nasıl sevdiririz sorusunun en temel yanıtlarından birine götürüyor:

Kitabı, çocuğumuza bir nesne olarak da sevdirmekten! Henüz okumayı sökmemiş olsa bile!

Çocuğun, kitabı bir nesne olarak sevmesi, kendine yakın, hatta bir oyun arkadaşı, bir oyuncak gibi hissetmesi, onunla “iyi bir ilişki” kurması, giderek içeriğini de merak etmesi sonucunu doğuracaktır.

Buradan, henüz okuma yazma çağına gelmemiş çocukların da kitaplarla ilişki kurmasını gerektiği sonucuna varabiliriz.

Nasıl? Sorusunun yanıtını ise, her anne baba  kolayca verilebilir: Çocuğun ilgisini çekecek, resimli, albenili kitaplarla onu tanıştırarak, bu kitapların sevilesi şeyler olduğunu, insan hayatındaki en iyi arkadaşlardan biri olduğunu ona anlatarak ve yine bu kitaplardaki masalları, öyküleri ona okuyarak... Zaman zaman ilgisi dağılsa da, bıkmadan, bıktırmadan...

Kadri Öztopçu, 1954 yılında Samsun’da doğdu. Yazmaya şiirle başladı. Şiirleri Yeni Adımlar, Türkiye Yazıları, Güney, Adam Sanat ve Şiiratı; öyküleri ise Adam Öykü, Eşik Cini ve Notos dergilerinde yayımlandı. Reklam yazarlığı yaptı. Çeşitli üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İlk öykü kitabı Yanlış Hikayeler 2006 yılında yayımlandı. 2009’da yayımlanan ikinci öykü kitabı Kuş Oltası  2010 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Geçtiğimiz aylarda Yara adlı yeni romanı yayımlanan yazarın, Saklıköy’ ün Kuşçusu adlı bir de gençlik romanı var.


27 Mart 2014 Perşembe

Ve Perde...

Sanatın insanda bıraktığı olumlu etki şüphe götürmez bir gerçek. Sanatla ne kadar önce tanışırsak o kadar iyi. Özellikle tiyatro insanları anlamamız, insanlarla birlikte düşünmeyi onların yerine kendimizi koymayı öğrenmemiz, sosyalleşmemiz için önemli mi önemli.

Uzmanlar tiyatronun çocuğun zihinsel, duygusal ve toplumsal gelişiminde önemli işlevi olan bir eğitim ve sanat faaliyeti olduğuna dikkat çekiyorlar. Çocuk; içeriği onlar için hazırlanmış, eğitici tarafı ağır basan oyunları izlediğinde en temel konuları en sevdiği hatta kendisinin en büyük işi olan “oyun” la öğrenir.  Odak noktasında oyunun olduğu yaşta sahnede izledikleri ile sanat zevkini tadan çocuk estetik duygusu da kazanarak geleceğin sanatseveri ve iyi bir tiyatro izleyicisi olmaya da adım atar.
Kimi zaman sahnedeki oyunculardan biri olan çocuklar gözlem yapmayı, hayal etmeyi, dışa vurumu, empati kurmayı, model almayı, dili doğru kullanmayı izledikleri oyunlarla farkında olmadan öğrenirler. Böylece biz yetişkinlerin de işi kolaylaşır J Yaşayarak öğrenmenin içinde buluveririz kendimizi ailece.

Tiyatro çıkışında yaşadığımız o bir saat aslında sadece “Ne de güzel vakit geçirdik.” ten çok daha fazladır. Birlikte oyun ya da kahramanlar hakkında konuştuğumuzda tiyatronun çocuğumuza ve bize katkılarını kolaylıkla fark ederiz. Onun duygu ve düşüncelerini daha iyi ifade edebildiğine sevinir, sahnede bizim göremediğimiz bir detayı nasıl yakaladığına şaşırabiliriz.  Oysa biz değil miydik bir saat önce oyunu onunla birlikte izleyen?…

Düş gücünü zenginleştiren etkili bir öğrenme ortamı olan tiyatro, çocuklarımızın zihinsel gelişimi için de önemli bir araçtır. O yüzden 2,5 – 3 yaştan itibaren, onları yaşlarına uygun oyunlarla tanıştırmak, yaşamın ilk yıllarında onlara kazandıracağımız alışkanlıklarımızdan olsun.

Bugün veya en geç hafta sonu alalım birer bilet, birlikte vakit geçirmenin, birlikte gülmenin, öğrenmenin tadına varalım.

Dünya Tiyatro Günü'nde bizden size birkaç öneri…

İstanbul (Şehir Tiyatroları)
27 Mart Perşembe 10.00 – Boya Benek - Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi
27 Mart Perşembe 14.00 - Uğur Böceği - Kağıthane Küçük Kemal Çocuk Tiyatrosu Sahnesi
27 Mart Perşembe 14.00 – Üç Kardeş ve Muhteşem Kurt - Gaziosmanpaşa Ferih Egemen Çocuk Tiyatrosu
Ankara
27 Mart Perşembe 14.30 – Masalcı Küçük Prens – Sincap Çocuk Tiyatrosu Düşler Sahnesi 
İzmir
27 Mart Perşembe 11.00 – 13.00 – 15.00 Altın Kalpli Fil - Kültür Park Gençlik Tiyatrosu

12 Şubat 2014 Çarşamba

Sadece Anne Olduğunuzda…

Annelikte yaşananlar genelde benzer olsa da tanımı her anneye göre değişiyor. Anne olmanın yaşamı değiştirdiği ise tartışmasız bir gerçek. O yüzden bazı şeyler ancak anne olunca anlaşılıyor. Anne olunca yaşamın anlamı bir kez daha sorgulanıyor, duygular ise kaç kere tartılıyor bilinmez. Ama annelerin emin olduğu bir şey var ki anne olmak hiçbir şeye değişilmez.  İşte bu kesişimde duran bir anne de 9 aylık Demir’in annesi Funda Uçal.
Funda Hanım hazır doğum izni devam ederken bizlere annelik deneyimlerini aktardı. Biz de bu keyifli sohbeti sizlerle paylaşmak istedik.


Adım Adım: Merhaba Funda Hanım.  Öncelikle bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?
Funda Hanım: 1984 doğumluyum. 30 olmaktan 29 olana kadar korkmuyordum bu aralar düşündükçe bir miktar asabım bozuluyor. ODTÜ Kimya öğretmenliği mezunuyum. Biraz geç oldu ama bölüme girdikten sonra öğretmen olmak istemediğimden emin oldum. Kimyagerlik yaparım diye Kimya bölümünde yüksek lisans yaptım. Bu kez de istediğim gibi bir iş bulamadım sevgili Ankara’da. Kader ağını ördü, kendimi yine eğitim sektörünün içinde buldum. Şu an izindeyim ama internet üzerinden eğitim materyalleri sağlayan bir şirkette eğitsel tasarımcı olarak çalışıyorum. 4 yıldır hayatımın 11 yıllık aşkıyla evliyim. 9 aylık Demir’in annesiyim. Anacığımın kuzusuyum.

Adım Adım: Hem eş, hem anne, hem blogger hem de çalışan anne olmak ve bunların tümünü aynı anda, 24 saat içerisinde gerçekleştirmek. Zor değil mi? Hepsine yetişebilme başarınızın sırrı nedir?
Funda Hanım: Şu an çalışmıyorum ama bazen hayatın bütün yükünün omuzlarımda olduğunu hissetmiyor değilim:) Bir bebeği büyütmek gerçekten inanılmaz zor ve inadına çok zevkli. Neyse ki ne zaman bunalsam annemin 3, ananemin 10 çocuğunu benim zor dediğim şartların çok daha azına sahip olmadan büyüttüklerini hatırlayıp bir tokatla kendime geliyorum. Eşime, kendime, eve, arkadaşlarıma ve bloglarıma eskisi kadar zaman ayıramıyorum ama bu bir süreç ve bunu böyle kabul edip keyif almaya çalışıyorum.
Neyse ki evde yemek pişmediğinde anlayış gösteren bir eşim, aynı şehirde olmasak da elini hiç üzerimden çekmeyen bir tanecik annem ve devletin verdiği acınası 16 haftalık doğum izninin bitiminde ücretsiz izin alabilecek imkânım vardı. Kendi emeğimi ve yaşadıklarımı küçümsemek istemem ama çok sırrı verilecek bir başarı değil benimki. Bütün olanaksızlıklara, zorluklara rağmen bebeklerini kusursuzca büyütmüş muhteşem kadınların çocuklarıyız. Şimdi de anneler her şeye yetişmeye çalışırken haklı olarak çok zorlanıyorlar ama bence anneliğin kitabı birkaç nesil önce yazıldı.

Adım Adım: Anneoluncaanlarsın ve fundaucal isimli çok keyifle okunan iki bloğunuz var.
Ömrü hayatımda ne zaman annelik makamını sorgulamaya kalksam hep aynı cevabı aldım. "Anne olunca anlarsın." Şimdi, tam da zamanında, bu cevabın izini sürmeye geldim.” Anne olmanın anlamını ve serüveninizi blog aracılığı ile paylaşmayı tercih etmenizin nedenini merak ediyoruz.
Funda Hanım: İki temel nedeni var. Birincisi yıllarca et yemeye direnmiş bir B12 yoksunu olduğum ve gerçekten her şeyi ama her şeyi çok çabuk unuttuğum için yaşadıklarımı kayıt altına almak istiyorum. İkincisi ise hayatımın bir özetini bir kitap gibi kendi çektiğim fotoğraflar, kendi yazılarımla okumayı çok seviyorum. Blog sayesinde tanıdığım şahane insanlar, gelen yorumlar, muhabbet, sohbet de işin diğer bir güzelliği.

Adım Adım: Annelik nasıl bir duygu? Size göre tarifi nedir desek? Ya da Funda Uçal nasıl bir anne?
Funda Hanım: Daha önce hiç evde tek başımayken düşüp bayılsam ne olur diye düşünmemiştim. Hiç aklıma gelmemiş böyle bir şey. Şimdi periyodik olarak bunu düşünüp umarım biri bayıldığımı fark edip gelip Demir’i kurtarır diye düşünüyorum. 9 aydır her sabah Demir’in bebek suratına aynı heyecanla uyanıp, her gece kucağımda ilk kez uyutuyormuş gibi uyutuyorum. Annelik çelişkiler silsilesi bir ruh hali. Çok cesurum, çok korkuyorum, kendime çok güveniyorum, sanki hiçbir şey bilmiyorum, çok seviyorum, yoksa yeterince ilgilenemiyor muyum soruları arasında sürekli savrulup duruyorum. Nasıl bir anne olduğumu biraz büyüyünce Demir’e soralım ama benim hissettiğim anneliğe dair her duyguda şiddeti vasatın baya üzerinde bir anne olduğum.

Adım Adım: Demir’i kucağınıza ilk aldığınızda neler hissetmiştiniz?
Funda Hanım: Bu kocaman adam gerçekten benim içimden mi çıktı diye düşündüm. Şaka bir yana 24 saatlik normal doğum deneme macerasının ardından sezeryanla gece 23.46’da anestezi yorgunu düştüğümden Demir’i yanıma getirmelerinden önce yorgunluktan uyuyakalmam umarım diye düşündüğümü hatırlıyorum. Aklım başımda kucağıma aldığım ilk an 41 hafta hamilelik, bir gün doğum sürdü ama sonunda sağlıkla buluştuk, sadece şükürler olsun diye düşündüm.

Adım Adım: Demir nasıl bir çocuk? Size düşkün mü? Yaramaz mı, uslu mu? İlgi alanları neler?
Funda Hanım: Benim yavrum olduğu için dünyanın en muhteşem bebeği benim için. Sağ olsun bizi bugüne kadar pek üzmedi. Uslu ama oyuncu bir bebek.  Arabaları özellikle tekerlekleri belirgin şekilde her şeye tercih ediyor. Açık havayı, salıncakta sallanmayı, oto koltuğunda çok uzun olmayan sürelerde arabada seyahat edip etrafı izlemeyi, müziği, çocuk şarkılarını, ninnileri ve kitapların sayfalarını çevirmeyi seviyor.

Adım Adım: Demir’in zihinsel/duygusal/dil/motor gelişimini nasıl izliyorsunuz?
Funda Hanım: Düzenli olarak gittiğimiz doktorumuzun yanı sıra her ay çocuk gelişim uzmanını da görüp Demir’in gelişimi ile ilgili detaylı geribildirim alıyoruz. Çocuk doktorunun dışında bir çocuk gelişim uzmanından fikir almanın çok faydalı olduğunu düşünüyorum.

Adım Adım: Demir ile vaktinizi nasıl geçirdiğinizi bloğunuzda yazıyorsunuz. Keyifle geçen zamanlara biz de okuyucularınız olarak tanıklık ediyoruz. Çocukların gelişimine uygun bilgilere paralel olarak uzman pedagoglar tarafından hazırlanmış bir ürünü kullanmayı düşünür müsünüz?

Funda Hanım: Elbette. Ne kadar okusam, araştırsam da an geliyor ne yapacağımı şaşırıp tekrara başlıyorum. Bir bebeğe bütün gün boyunca faydalı ve eğitici etkinlikler sunmak gerçekten zor iş.

Adım Adım: Eklemek istedikleriniz…
Funda Hanım: Teşekkür ederim:)

9 Aralık 2013 Pazartesi

Şekercini Patyos

Hep söylüyoruz; çocuklara kitap sevgisi aşılamak ve kitap okuma alışkanlığı kazandırmak sanıldığından daha da önemli aslında... Elbette bu konuda biz büyüklere çok iş düşüyor. Öncelikle kitap okuma konusunda iyi birer örnek olmalıyız ve tabii onlara mümkün olduğunca çok kitap almalıyız...

İşte bugün bu sebeple size yine bir kitap önerimiz olacak. Hangi kitaptan mı bahsediyoruz? Can Çocuk'un Şekercini Patyos isimli kitabından :)

Şekerci dükkânında başlayan bir macera bu aslında... Yeni bir kasabaya taşınan Ceren yeni arkadaşlar ediniyor. Bir gün arkadaşlarıyla okul çıkışında gittikleri şekerci dükkânında Şekercini Patyos'un tuzağına düşüyorlar. Ama daha fazla anlatıp işin heyecanını kaçırmayalım. Çünkü kitabın yazarı  Nermin Ferhan Karamuti ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Kitabı biraz da o bize anlatsın :)

***

Adım Adım: Merhaba Nermin Hanım. Öncelikle bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Nermin Hanım: Merhaba, sitenizde yer verdiğiniz için ben teşekkür ederim. Bir sonbahar günü İstanbul’da doğdum. Aylardan Eylül’ü ve sonbaharı bu yüzden çok severim. Kitap okumak dışında, doğa yürüyüşlerini, yeni yerler ve insanlar keşfetmeyi de seviyorum.

Adım Adım: Şekercini Patyos isimli çok sevimli bir kitabınız var, yeni çıkmış sanıyoruz. İlk kitabınız mı? Kitap hakkında biraz bilgi alabilir miyiz? Kaç yaşa hitap ediyor?

Nermin Hanım: Teşekkür ederim, anneler ve çocuklardan gelen tepkilere baktığımda sevilen bir kitap olduğunuz görüyorum. Şekercini Patyos, ilk kitabım ve geçtiğimiz Haziran ayında piyasaya çıktı. 8+ yaş grubuna hitap ediyor diyebilirim. Çocukların hayal dünyalarına tatlı bir giriş kapısı aslında Şekercini Patyos. Çocuklara, sevgiyi, dostluğun önemini ve ne kadar zor durumda olunursa olunsun, mutlaka bir çıkış yolu olduğunu anlatıyor.

Adım Adım: Bu kitabı yazma fikri nereden çıktı? Yazarken bu kadar beğenileceğini düşünmüş müydünüz?

Nermin Hanım: Daha çok gazete ve basın sektöründen çalışmam yazıya olan ilgimi arttırdı. Kitapları, çocukları ve şekerleri her zaman çok sevdim. Özellikle çocuklar için kitap yazmak fikrinden yola çıkarak başladım yazı serüvenine. Bu şekilde de devam etmek istiyorum.

Adım Adım: Sizce bir çocuk kitabından mutlaka bulunması gereken 3 şey nedir desek?

Nermin Hanım: Öncelikle çocuk kitaplarından uyulması gereken bazı kurallar var. Çocuğun yaş grubu, olayları anlama kapasitesi ve hayal dünyası ile gerçek dünyayı ayırt etmesi için çocuk kitabı, yetişkinlere göre daha dikkatli ve titiz yazılmalı.

Adım Adım: Çocuklara kitap sevgisi aşılamak, onlara kitap okuma alışkanlığı kazandırmak çok önemli… Siz bu konudaki mevcut durumu nasıl analiz ediyorsunuz?

Nermin: Evet, sizin de söylediğiniz gibi çocuklar okumalı. Ama tabii önce aileler okumalı ki çocuk da okuma alışkanlığına erken başlasın. Nihayetinde bir çocuk, önce ebeveynleri örnek alır. Anne-babanın alışkanlıklarıyla büyür. Ülkemizde özellikle son 10 yıldır çocuk kitabı alanında çok güzel eserler yayımlanıyor. Yayınevleri de kitaplarla çocukları özel etkinliklerde buluşturuyor. Bu nedenle ben çocuklardan ümitliyim. Ama aileleri bilemiyorum tabii.

Adım Adım: Şu anda hazırlıkları devam eden kitaplarınız da var mı çocukları bekleyen?

Nermin Hanım: Evet, ikinci kitabımın son hazırlıkları da bitmek üzere. Değerli yayınevim Can Yayınları uygun bulursa, umarım bu yıl içinde diğer kitabım da çocuklarla buluşacak.

Adım Adım: Harika haber! Peki son olarak eklemek istedikleriniz…

Nermin Hanım: Üstte de söylediğim gibi kitap okuma alışkanlıkları çocukluk döneminde başlıyor. Ebeveynlerin hayat şartları ne kadar zor ve yorucu olsa da akşamları Tv yerine çocuklarına kitap okuması ve okutması yararlı olacaktır düşüncesindeyim. Bir de kaliteli, iyi edit edilmiş ve çocuğun yaşına uygun çocuk kitaplarının yazılması/yapılmasının önemini de vurgulamak isterim.

Adım Adım: Çok doğru... Bu değerli görüşler için teşekkür ederiz Nermin Hanım.

Nermin Hanım: Ben teşekkür ederim...

***

İşte böyle... 8-10 yaş arası çocuklara sürükleyici bir hikaye arıyorsanız; Şekercini Patyos kitabını İdefix'te %25 indirimli bulabilirsiniz.

Sevgiler,
Adım Adım

4 Aralık 2013 Çarşamba

Tavşan Görenkulak için Masallar

Bugün size yüreğimizin taa derinlerine işleyen bir sosyal sorumluluk projesinden bahsetmek istiyoruz. Hikaye şöyle başlıyor...

Nilüfer Belediyesi, Eşit Fırsat Derneği'ne Özlüce’de bir arsa tahsis ediyor. Dernek de bu arsaya bir görme engelliler okul öncesi eğitim binası inşa etmek üzere çalışmalara başlıyor. Bu amaçlarına ulaşmak için elbette bir fona ihtiyaçları var; işte Tavşan Görenkulak için Masallar Projesi de böyle ortaya çıkıyor.

Proje bir gönüllü hareketi olarak ortaya çıkmış. Hepsi anaokulu çağındaki çocuklara sahip anne-babalar olarak, kazancı görme engelli çocuklar için bir ana sınıfı açmak için kullanılacak bir sesli masal CD’si hazırlamaya karar vermişler. Çalışmanın ilk aşaması oldukça başarılı geçmiş ve hazırladıkları amatör CD ile ilk amaçları olan görme engelliler ana sınıfını tefriş etmişler. Yürekten tebrik ediyoruz!

Eşit Fırsat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Arzu Kutucu Özenen diyor ki: "Proje esnasında yapmış olduğumuz görüşmeler bize Türkiye’de engelliler için sağlanan özel eğitim fırsatlarının ne kadar yetersiz olduğunu gösterdi. Bu üzücü tablo içindeki tek aydınlık nokta, bu konularda yapılan doğru projelere herkesin sıcak bakması ve yardımcı olmak için istekli olmasıydı. Bu durum bizi cesaretlendirdi ve yine aynı ekip olarak bir sivil toplum hareketi oluşturmayı ve tüm dezavantajlı çocukların kendi çocuklarımızın faydalandığı fırsatlara kavuşmasını sağlamayı hedefledik. Bu amaçla sadece görme engelli yavrularımızın değil, eşit fırsatlara sahip olamayan tüm çocukların faydalanması için Eşit Fırsat Derneği’ni kurduk. 

Derneğimizin ilk sene hedefi; başlamış olduğumuz görme engelliler için okul öncesi özel eğitim programımızı nihayete ulaştırmak. Açmış olduğumuz tek bir sınıf ile Milli Eğitim sistemi gereğince 5 yaşına gelmiş görme engelli çocuklarımız okul öncesi eğitim fırsatına kavuştu ancak özel eğitimde okul öncesinin çok daha önceki bir yaştan başlatılması büyük bir gereklilik. Bu gerekliliğin yerine getirilmesi ile ilgili kurmuş olduğumuz temaslarda Nilüfer Belediyesi imdadımıza yetişti. Derneğimize tahsis ettiği hizmet alanında, görme engelli 2-6 yaş arası çocuklarımızın okul öncesi eğitim alabilecekleri bir hizmet binası inşa etme şansına sahip olduk. Üstelik bu binanın tamamlanıp kendilerine teslimi sonrasında yürütülmesini de Nilüfer Belediyesi üstlendi. Bu büyük şansla, bir kez daha harekete geçerek kaynak bulma çalışmalarına başladık. İlk projemizdeki samimi çabamızı takdir eden ve sosyal medyadan bizi takip eden dostlarımız bize destek oldu. İkinci bir CD için yola çıktık."

İlk CD’de proje maskotu olan Tavşan Görenkulak, bu CD'de de başrolde... Görenkulak, kitapları çok seven ama onları ancak duyduğu seslerle yani kulaklarıyla görebilen sevimli bir tavşan. Bu tariften de anlaşıldığı gibi Tavşan Görenkulak, görme engelli çocukların kendilerini özdeşleştirebilmesini sağlayacak ve görme engeli olmayan çocuklarda da görme engeli ile ilgili farkındalık yaratabilecek sempatik bir kahraman. 


Kahramanımız Görenkulak, bu CD’de yalnız değil. Arkadaşları Kaplumbağa Tekertos, Panda Çong Renk Lee ve Aslan Safran da renkleri arayan bu sevimli tavşancığın yanında yer alıyor. Sözlerine şöyle devam ediyor Arzu Hanım:

"Kahramanlarımız bazı farklılıkları temsil ediyor. Herhangi bir fiziksel ya da zihinsel engele sahip olmayan çocuklarımızda engelli arkadaşları ile birlikte yaşama kültürünü oluşturmak hassas bir konu. Biz de bu hikayemizde çocuklarımızı acıma duygularına sürüklemek yerine; onlara engelli arkadaşlarının hissettiklerini hissetme, empati kurma imkanı yaratmak istedik. Ve bir defa da olsa esas süper güçlerin, engelleri yenme yeteneği olduğunu görme fırsatları olmasını arzu ettik. Bu amaç çerçevesinde Sosyolog ve Yazar Gökhan Tok bizim için harika bir macera yazdı."

Bu 2. CD'de karakterleri kim seslendirecek dersiniz? Liste uzun ama bu değerli sanatçıları hemen sayalım: Emre Kınay, Toprak Sergen, Bennu Yıldırımlar, Çiçek Dilligil, Bora Öztoprak, Ardahan Öztoprak ,Sevinç Erbulak, Keremcem, Şevval Sam, Doğa Rutkay, Behzat Uygur, Süheyl Uygur, Yaşar, Bahtiyar Engin, Cihan Okan, Yıldız Asyalı, Ceyda Düvenci, Metin Yavuzoğlu, Berna Laçin, İlhan Şeşen, Demet Sağıroğlu, Metin Arolat ve Işın Karaca... Sanatçılar masaldaki karakterleri canlandırmakla kalmamış, masalı renklendiren şarkılara da hayat katmışlar. Ne kadar etkileyici, değil mi? Tavşan Görenkulak projesinde kimler var, görmek için tıklayabilirsiniz.


CD'nin ve projenin lansmanı 2 Aralık 2013 Pazartesi akşamı Bursa Çelikpalas'de yapıldı ve büyük de ses getirdi. Bu duyarlı proje ve gayretleri için başta Eşit Fırsat Derneği olmak üzere emeği geçen herkesi yürekten tebrik ediyoruz... Şimdi de iş bizlere düşüyor. Çok kısa bir süre sonra piyasaya çıkacak bu CD'leri alarak projeye destek verebiliriz.

Sevgiler,
Adım Adım