12 Haziran 2014 Perşembe

RENGARENK, EL YAPIMI TASARIMLAR: MELİMELO


Kişiye özel tasarlanmış, bir benzeri olmayan hediyeliklerle, ev süsleme objeleriyle ve yaratıcısıyla tanışın.

Melimelo'nun rengarenk tasarımları gününüzü şenlendirecek.


Evinizi renklendirmek  özel eşyalarınızı kişiselleştirmek ya da sevdiklerinize benzersiz, başka kimsede olamayacak hediyeler vermek istiyorsanız, işte Melimelo!

Melimelo'nun yaratıcısı, Melimelo ürünlerinin tasarımcısı Meltem Aybar ile sizin için söyleştik.

Keyifli okumalar...





Bize kendinizi tanıtır mısınız?

40 yaşına yeni girmiş, 2 kız annesi, harika bir eşe sahip bir anneyim.
Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi sonrasında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema bölümünü bitirdim.
Üniversiteden sonra mesleğimi icra edebilmek! amacıyla farklı TV kanallarında çalışmaya çalıştım.. Hakikaten denedim ancak olacak gibi değildi.
Sonrası kurumsal hayat… Bir otomotiv firmasında 13 yıl boyunca reklam sorumlusu olarak görev yaptım. Bu sırada da kızlarım doğmuştu ve büyümektelerdi..

13 yılın sonunda birden bir aydınlanma yaşamadım aslında. Bu sure zarfında sürekli içim içimi yiyordu, ben başka bir şeyler yapmalıyım diyebiliyordum kendime. Ama tabii ekonomik olarak, hele de iki çocukla... İç sesim sürekli bastırıyordu  “Olur mu?”, “Dur şimdi.”, “Delilik etme.” diye.
3 yıl önce o iç sesi, eşimin desteği susturdu!
Ve ben istifa ettim!

Bu işe nasıl başladınız?

İstifa ettiğimde elimde hiçbir şey yoktu, ne yapacağımı bilmiyordum. Açıkçası bunu düşünmek de istemedim. Tam yaz tatili öncesiydi, kızlarımla ilk defa  üç ay dolu dolu tatil yapmak istiyorum dedim. Bu üç ay boyunca gerçekten “Ben ne yapsam acaba?” diye düşünmedim. İnsanın önce kafasını iyice boşaltması gerekiyor. Zaten iş hayatı yeterince kaotik ve yoğun. Önce tüm bu negatif enerjiden kurtulmak gerekiyor.

Üç ayın sonunda, Ekim ayında küçük kız kardeşimin doğum günüydü. Ona bir hediye almak yerine hediyeyi kendim hazırlamak istedim. Terası için manavdan bir meyve kasası aldım, beyaza boyadım. İçine tellerle süslü kaşıklar astım, dekoratif bir cam sürahi ve bardaklar yerleştirdim. Hadi dedim, bir de tarif defteri hazırlayayım. Evdeki bir defteri mutfakta kullanılan kurulama bezleri vardır ya, onlardan biri ile kapladım. Üzerini süsledim, defterin ilk sayfasına da benim bir tarifimi yazdım.
Bu defter her şeyin başlangıcı oldu!

Hem kız kardeşim hem de arkadaşları bayıldılar deftere. Bir tane Ona, bir tane diğerine darken benden defter isteyenler çoğalmaya başladı.
Ben de böylece kendimi  kişiye özel defter tasarımları yapar buldumJ
Defter tasarımcısı olacağım diye bir hedef koymamıştım evet ama,  insan neye ilgisi ve yeteneği olduğunu az çok biliyor. Bunu her gün kendine sesli söylemiyorsun belki ama içerlerde bir yerde kişi kendini tanıyor aslında.

Ben çocukluğumdan beri resim yapmaya, çizmeye meraklıydım. Kırtasiye malzemeleri delisiydim, hala da öyleyim. Evde alıp da kullanmaya kıyamadığım defterlerim çoktur. Kumaşa, desenlere, renklere, dekorasyona meraklıyımdır.

Çok severim çarşı pazar gezmeyi, ara sokaklardaki nalbura da girer bakarım, pasta malzemeleri satan dükkana da. Mutlaka bir şeyler bulurum kullanabileceğim…
Sadece kişilere değil kurumlara öze hediyeler de yapıyorum. Örneğin 2014te bir organizasyon şirketi vasıtasıyla farklı sektörlerden firmalara yeni yıl hediyesi olarak defterler tasarladım. Yapı malzemeleri ve inşaat firmalarının defter kapaklarında vidalar, otomotiv sektörü için maket otomobil..vs kullandım örneğin.

Melimelo aslen kişiye özel tasarımların yanı sıra kurumsal hediye seçenekleri de sunabiliyor.  Bir de genele hitap eden ve sanal mağazamda sattığım defterlerim var.

Herkes kurumsal iş yeri diye holdinglerin peşinde koşarken neden bu hayattan vaz geçtiniz? Tarzınız mı değil? J

Kurumsal hayat çalışanı bir bataklık gibi içine çeker. Gittikçe saplandığını bilirsin, bu dünyanın ne kadar sahte ve sanal olduğunun da farkındasındır. Ama işte kurtulmak öyle kolay değil diye düşünürsün. En azından ben böyle düşünüyorumL
Tabii işin ekonomik boyutları da var. Günümüz şartlarında çocuklarımı okutacağım, alıştığım standartlar, tatiller..vs diye kendimize engeller de koyuyoruz.
Ben istifa ettikten sonra anladım ki, basit yaşamak ama huzurlu olmak çok daha kıymetli.

Sabah 7de evden çıkıp, akşam 8 gibi eve dönerdim. Çocuklarım evde dört saattir beni bekliyor olurdu. Bedenen değil ama beynim yorgun gelirdim, kapıda anahtarı deliğe sokmadan şöyle derin bir nefes alırdım. Çünkü kızların beni tüm enerjileri ile beklediklerini bilirdim. 
Şimdi kurumlara işler yapıyorum:)



Melimelo ne demek? Belgelemekle mi ilgili yoksa? O yüzden mi defter yapmayı tercih ettiniz?

Melimelo ismini öneren kız kardeşim oldu. Melimelo aslen Fransızca bir kelime. Biraz ondan biraz bundan gibi bir anlamı var. Ben de defter tasarımlarında çok farklı malzemeler kullanabiliyorum. Kumaşlar, düğmeler, kurdelalar, kağıtlar, tahta malzemeler,  mandallar… vb. Biraz ondan biraz bundan yani.
Bir de beni “Mel”  “Melo” diye çağıranlar çoktur.
Bu ikisini birleştirince Melimelo tam denk düştü diye düşünüyorum.

El yapımı defterlerden sonra şimdi de moda. Çok çılgınca değil mi? Yoksa çevrenizdeki herkes mi çılgın? Bu projenizde de tek mi çalışıyorsunuz?

İki arkadaşım var, Başak ve Nil.. 15 senelik bir dostluğumuz var her ikisiyle de. Kurumsal hayatta tanıştık bir daha da kopamadık. Üçümüzün de ikişer çocuğu var. Onlar da koptular kurumsal hayattan. Ve bir gün bana geldiler, kız çocukları için tasarım kıyafetler üretelim diye. Tabi ben çok heyecanlandım.
Hiçbirimizin uzaktan yakından ilgisi olduğu bir sektör değil tekstil. Ama bunca yıllık tecrübelerimiz var, yol, yöntem biliyoruz. Biz bu işi yaparız dedik.
Petit Pas markası böyle doğdu.
2-7 yaş arası kız çocukları için tasarım ürünlerimiz var.
Amacımız neşeli, rengarenk, mutlu kıyafetler üretmek.
Henüz çok yeni, umarım ömrü de uzun olur.

Dışarıdan bakınca çılgınlık gibi görünebilir. Ama ben Melimelo ile bu çılgınlığa bir adım atmıştım zaten. Yani hazırlıklıyım herşeye J
Şaka bir yana inanmakla başlıyor herşey, ben böyle düşünüyorum. Biz bu işi layıkıyla yaparız dedik, kendimize güvendik ve inandık.

O kadar üretkensiniz ki kendinizi tutabiliyor musunuz diye sormadan geçemeyeceğiz.  Hedefleriniz neler?

Kendimi tutmam mümkün değil ki! Aklımda her dakika yeni fikirlerle dolaşıyorum. Çoğunu da hayata geçirecek zaman bulamıyorum… 24 saat yetmiyor bana.
Ben üretmeye, elime malzeme almaya ihtiyaç duyuyorum, öyle besleniyorum.
Biliyor musunuz, defter tasarlayacağım dediğim zaman, bana “bu devirde defter tasarlamak olmaz, herkes artık akıllı telefonda notlarını tutuyor, bilgisayar varken, defter kullanılmaz” dediler.
Ama yanıldılar. Benim gibi, kağıda kaleme dokunmayı seven o kadar fazla insan var ki! İyi ki varız.
Bir de bana inanılmaz fikirlerle gelen müşterilerime de teşekkür etmem gerekiyor. Kişiye özel sipariş hazırladığım için insanlar da sonsuz düşünebiliyor. Jinekoloğuna defter isteyenler, köpeği için defter isteyenler sadece bunlardan bir kaçı
Bir de hepsinin hikayelerini biliyorum.  Bu da çok ilginç. Hiç tanımadığım ve büyük ihtimalle tanışma fırsatım olmayacak bir çok insanla ilgili çok ilginç hikayeler biliyorum J
Tasarımı oluşturabilmek için biraz defter sahibini tanımam gerekiyor. Bana yazın diyorum, onlar da anlatıyor. Çok güzel hikayeler, çok sıcak insanlar tanıyorum bu yüzden.

İki hedefim var aslında:
Birincisi küçücük bir mekan sahibi olabilmek. Dekorasyonu bile gözümün önünde; eski ferforjelerin böldüğü küçük kare camlı bir dış cephe, içerde duvarlar beyaz tuğla, provence bir dekorasyon, ön tarafta ürettiğim defterleri sergilediğim ve sattığım bir alan, burayı atölyeden ayıran uzun tahta bir tezgah. Ben de bu tezgahta çalışıyorum harıl harıl. Etrafta kumaş parçaları, renkli kağıtlar, dikiş makinam…
Gelenlere çay, kahve ikram ediyorum, muhabbetler ediyoruz sıcacık…

İkincisi ise yurtdışına açılmak. Tasarım ürünlere ilgi duyan, bu ürünleri destekleyen belli ülkeler ve şehirler var. Örneğin Brüksel gibi, Paris gibi. Buralarda Melimelo ürünlerin satıldığını görmek istiyorum. Bu konuda da araştırmalarım sürüyor.


Kızlarınız işin içinde mi? Sizi zorluyorlar mı? Tepkileri, yorumları neler?
Mum dibine ışık veriyor mu? Ya da armut dibine düşüyor mu?

Kızların işin içinde olmasından daha öte bir durumdayız!
Daha önce dışardan çalışıyordum ama küçük kızım Mina her kış çok hasta oluyordu. Mina hasta ise ben de mecburen evdeydim. Tabi, işler çalıştığım yerde kalıyordu. Aksıyordu yani herşey. Ben de bir yıl önce evin bir odasını atölyeye çevirdim. Kızlar evde de olsa çalışabiliyorum böylece.

Ama bunun da farklı yansımaları oldu.
Öncelikle home office çalışmak büyük yalanmış! Bir kat aşağı bile insen, evinin kapısından çıkacaksın bir kere.
Evdeyken sürekli kafan ev işlerine takılıyor, çamaşırlar yıkanacak, odaları topla, kızlar okuldan gelmeden alışverişi hallet, yemek yap…
Sonra düşünüyorum kurumsal şirkette çalışırken nasıl oluyordu diye. Herşeyi daha organize hallediyordum.
Şimdi kendime kurallar koydum, “kızlar okuldan gelene kadar elini ev işlerine sürme, farzet ki dışarda çalışıyorsun” diye. Koyduğum kuralları deliyorum tabii ama en azından konuya uyandım ve deniyorum J

Bir diğer yansıma çalışma saatleri ile ilgili. Atölye evde olunca çalışma saatleri de sınırsız. Gece geç saatlere kadar hatta bazen sabahlara kadar çalıştığım oluyor.

Atölye evde olunca tüm malzemeler kızlarımın elinin altında oluyor. Aslında bundan hiç şikayetçi değilim. Onların yaratıcılığını besliyor bu atölye. Zaten ikisinin de en sevdiği oyun “faaliyet yapmak”. Odalarında uzun tahta bir masaları var, üzeri kağıtlarla, kalemlerle, fırçalarla dolu. Her an ellerinde yeni bir “ürün” ile geliyorlar bana. Çok hoşuma gidiyor tabi. Kızlarımın mutlu oldukları mesleklerin sahipleri olmalarını çok isterim. Bunu da onlara sürekli tekrarlıyorum.

Aramızda bu tür çalışmalar yapmak isteyen ya da merak eden annelerimiz olacaktır. Atölye çalışmaları yapıyor musunuz?
Ayda bir kez Moda'da Kabine Nadire'de defter yapım atölyeleri düzenliyorum.
Bu atölyelerde farklı dikiş teknikleri ile defter yapmayı öğretiyorum. 

Defterler dışında yastıklar, bez çantalar, mutfak ve çocuklar için resim önlükleri, mektuplar-tatilde toplanan dokümanlar için kumaştan çantalar, kitap ayraçalrı...vs de yapıyorum. Akordeon defterlerimiz de oldukça ilgi görüyor.

Bence anneler geç kalmadan yeteneklerini, fikirlerini, el emeklerini değerlendirebilecekleri her fırsatı değerlendirsinler. Bu hem bir terapi hem de artık dünya genelinde el emeği ile üretilmiş her iş çok daha ilgi görüyor ve hak ettiği değeri buluyor.

MELİMELO İLE BULUŞMA NOKTALARI
Instagram : @Melimelostore
Facebook : Melimelo
Kabine Nadire / Moda - İstanbul
Santral Dükkan / Galata - İstanbul
Julius Meinl / Karaköy - İstanbul
Bookish Store / Çankaya -  Ankara

10 Mayıs 2014 Cumartesi

ON YILDA 120 YARDIMCI!


Tam zamanlı anne, 10 yılda 120 yardımcı değiştirir mi?  Üçüz annesi olmadan karar vermeyin!
Fedakarlık, şefkat, özveri, ilgi, inanç, güç... Bilge Şahin hepsini içine sindirmiş bir üçüz annesi. Samimi, keyifli annelik hikayesini birlikte okuyalım...

Acaba hamile kalacak mıyım derken mi üçüz?
Evet çok uzun bir bekleyişin  ardından, evliliğimizden tam 7 sene ve 4. tüp bebek denemesinden sonra aldığımız muhteşem haber; doktorumun “hamilesin, anne olacaksın” demesiydi. Biliyor musunuz, ben zaten biliyordum ama üçüzlerimiz olacağını. Nasıl mı? Tamamen hislerim…

Çok özlemek mi üçüzü tercih etmeniz? Hormonlar mı? Babanın talebi mi? Kalabalık aile özlemi mi? Nasıl bir cesaret?
Öncelikle üçüz bizim kararımız ya da tercihimiz değildi, Allah’ ın takdiriydi ama daha sonra bizim de isteğimiz ve kararımız oldu. Tüp bebekte çoğul gebelikler başarısızlıktır ama bizi göre muhteşemdi, üçüzleri çok istedik ve çok şükür, sağlıklı doğdular.

Çocuklar ve siz ve  eşiniz prematüre takip sürecini nasıl geçirdiniz?
En büyük destekçiniz kim oldu?
Prematüre olacaklarını biliyorduk, 39 haftayı dondurmaları imkansızdı. 31,5 haftalıklardı doğduklarında. Tuna 1.800gr, Aras 1.760 gr, Nil 1.600 gr doğdu. Doğum sonrası da 200gr-250gr kilo kaybı yaşadılar.  Nil’in ciğerlerinde problem vardı, 5 gün solunum makinesine bağlı kaldı ama çok kuvvetli, cadı bir kızdı, sonrasında çok çabuk toparladı. Anne baba için aslında her şeyin daha zor olduğu ve onları kaybetmekten korktuğun bir dönem.  Ama beyin kötüyü hatırlamak istemiyor ve iyi ki unutuyor.
Benim her zaman iki büyük destekçim vardı; eşim ve annem. Doğumdan 2 ay önce annemde kalmaya başlamıştım. Çünkü hamileliğimin son 2 ayı oldukça zordu ve annem beni 2 ay boyunca hiç yalnız bırakmadı.  Ben anne olmayı ondan öğrendim.
Eşim ise bütün hamilelik şımarıklıklarımı ve son 2 ay da kaprislerimi her zamanki gibi çok sakin ve sessizlik içinde karşıladı. Sonra da bizim evde herkese yetecek kadar çocuk olduğu için, özellikle Nil’in bakımını eve geldikten sonra Kamil üstlendi. Nil’in beslenmesi, oyunu, alt değiştirmesi, gaz çıkartması, gece kalkması hep onun sorumluluğundaydı. Kamil ’e ve  Annem’ e bir kez daha sonsuz teşekkürler J

Kaç yardımcı değiştirdiniz? Başka ne zorluklar yaşadınız? Kabus olarak yaşadığınız, unutamadığınız bir anınız var mı?
Yardımcı konusunda bir kitap yazabilirim! O kadar çok hikaye, olay var ki anlatamam. Bunların içinde komik, traji komik durumlar; hüzün, aşk... hepsi var. Ben 10 yıl çalışmadım, yardımcıların hep yanlarındaydım yani. Bu da yardımcıların hiç sevmedikleri bir durum. O yüzden biz çok yardımcı değiştirdik. Sıkı durun, tanıştığımız, çalıştığımız, anlaştığımız anlaşamadığımız yardımcıların sayısı tam 120! Referans verilir J
Söylediğim gibi beyin kötü anıları çabuk siliyor. Çocuklarımızı büyütürken en zorlandığım anlar hastalandıkları zamanlar. Biri hasta oluyor, 2-3 gün geceli gündüzlü yorgunluk, tam bitti derken öbürü, o da bitti derken öbürü... Bizim eve giren hastalığın stabil duruma gelmesi bile en az 1 hafta. Mesleğimin verdiği tecrübe bile yetersiz kalıyordu.
Kabus olarak yaşadığım anlar yok çok şükür.  Ama bir kez Aras yine hastalanmıştı ve çok ateşi vardı.  Beşinci veya altıncı hastalanmasıydı. Ben de ateşi düşsün diye İbufen veriyorum. Sabaha karşı ateş yine çıktı,  ben de ilacını verdim. Aras beş dakika  sonra dudaklarını göstermeye başladı, başta anlamadım, sonra  Aras ağlamaya başladı. Hemşireyim ya, aklıma geldi, alerji olabilir diye sekiz dakika içinde doktora yetiştirdim ama hastaneye gittiğimizde Aras' ın dudakları 10 katı kadar şişmiş, elleri dört katı kadar olmuştu.  Hemen müdahale edildi. O an, benim en telaşlandığım andır.

Aras, Tuna ve Nil... Üçü de bir birinden farklı mı? Ya da görenlerin, “bunlar kesinlikle kardeş, çünkü üçü de böyle...” diyebileceği ne tür benzerlikleri var?
Üçüzleri görmeyenler bana soruyorlar benziyorlar mı diye, diyorum ki  sadece kardeş kadar benziyorlar. Huyları da birbirine benzemiyor.
Onların kardeş olduklarını düşündüren tek şey üçünün de hayvanlara olan aşırı sevgileri ve buldukları bütün hayvanları eve getirmeleri…
Şimdi 4. Sınıftalar... Şimdiye kadar en zor dönem ne zamandı?
Herkes bilir, yeni doğum yapınca  siz yakınırsınız: “Ay bu çocuk geceleri uyumuyor” diye... Ve yine derler ki “Bunlar bir şey değil, sen büyüdüğünde gör”. Benim her yakınmam da, büyünce daha zor olacağını hissetmemle ilgiliydi. Bunu büyüdükleri her gün gözlemleyebiliyorum; gerçekten de öyleymiş. Anneliğimde en zorlandığım dönem 1. sınıftı.  Aynı yaşta üç çocuk, hepsine ders çalışma alışkanlığını, okuma yazmayı öğretmek çok ama çok zordu. Öğrenme kapasitesi, öğrenme şekli hepsinin farklı ve ben hiç daha önce ders çalıştırmamışım, düşünsenize… Şimdi dördüncü sınıftalar ve  galiba okul hayatı bitene kadar biz de hayatımızın en zor zamanlarını yaşayacağız. En azından şimdilik durum böyle gözüküyor.  

Şimdi kaç çocuk annesi olmak istersiniz, deseler?
Ben  çok ama çok yaramaz bir çocukmuşum. Kıskanç, huysuz, yer ve mekan değişikliği sevmeyen bir çocuk. Bu durumum 11-12 yaşına gelene kadar devam etmiş. Annem ablamı ve kız kardeşimi değil de beni büyütürken çok zorlanmış. Bana bir gün “Allah sana 3 çocuk versin, sen de gör bakalım evlat ayrımı var mıymış, çocuk nasıl büyütülüyormuş“ dediğini ve sonra da “ama sizin zamanınızda üç çocuk yapılmaz. Allah sana üçüz versin” diye eklediğini çok iyi hatırlıyorum.
Annelerin duası kabul olurmuş ve oldu. J  
İşte bu yüzden hamile olduğumu öğrendiğimde üçüz annesi olacağımı biliyordum. Bir daha dünyaya gelsem yine üç çocuğum olsun isterim. Bana göre bir çocuk bir çocuk, ikiz çocuk dört çocuk, üçüz çocuk dokuz çocuk.
Yani bir çocuk hiç çocuk.

Siz bir süper anne misiniz? Başarınızın sırrı ne?
Kendimi kesinlikle süper anne olarak görmüyorum. Dışarıdan aldığım tepkiler ise genelde süper anneymişim yönünde.  Düşündüğümde gerçekten çok kolay olmadığını, herkesin bir çocukla bile, en azından dışarı çıkarken ne kadar zorlandığını görünce, sadece diyorum ki, ben gerçekten zoru başardım.

Anneler gününde en çok teşekkürü alan annelerden olmalısınız. Neler söylemek istersiniz?

Her kadın annelik duygusunu mutlaka yaşamalı, ben çok şanslıyım. Üçüzlerim başkasının olsalardı çok kıskanırdım. İyi ki beni çocuklarım onlar. Onların annesi olmak benim için şans. Bana annelik duygusunu yaşattıkları için çok çok çok teşekkür ederim.

Tüm aileme her zaman arkamda oldukları, gösterdikleri sabır, bıkmadan usanmadan verdikleri destek için teşekkür ederim. Yanımda, yakınımda varlıkları ile destekleyen herkesi çok seviyorum.

Her ebeveyn çocuklarına öğütler verir. Aras, Tuna ve Nil’ e hayata ilişkin sadece bir  öğüt vermek zorunda olsanız, bu öğüt ne olurdu?

Hayatları iyilik, dostluk, merhamet, sevgi dürüstlük üzerine kurulsun. 

Teşekkürler Sevgili Bilge Anne:) 








6 Mayıs 2014 Salı

ÇOCUĞUN DÜNYASINA MÜZİKLE YAPILAN ZİYARET

Sevgili Banu Kanıbelli, eğitim sürecinde çocukla birlikte eğlenmeyi, çocukla ilişkide nasıl yer değiştirileceğini bilen bir anne, müzisyen, eğitimci. Aynı zamanda araştırmanın ve öğrenmenin peşini bırakmayan kendi ana karasında ciddi bir öğrenci, topluma, insana, çevresine duyarlı bir birey.

Bize çocuğun dünyasına yapılan müzikle yolculuğu anlattı. Tadına doyulmaz bir yazı oldu. Teşekkürler sevgili Banu:)

Sevgili Adım Adım okurları,

Sizlere çocuk-müzik adasında geçirdiğim 20 yıldan sonra henüz birkaç ay önce çıktığım ana karadan merhaba diyorum.  Adanın çocuksu sesleri hala kulağımda, anıları belleğimde…

Bu 20 yıla dönüp baktığımda kendimi bir adada tasavvur ettiğime göre, çocuklarla birlikte ve çocuklar için müzik yaparken onların dünyasına geçmiş, “yer değiştirmiş” olmalıyım diye düşünüyorum. Benim deneyimim öyle oldu en azından. Bu kısmen doğal bir istekle, kısmen de profesyonel eğitim süreçleri içinde benimsediğimiz yaklaşımdan ileri geldi elbette. Çocukla ilişkide yer değiştirmezseniz, yani onların dünyasına donanmış yetişkin algılarımızdan sıyrılmadan girerseniz “öğreticiden” farkınız kalmayacağını biliyordum. Oysa, öğrenmenin en iştahlısı kendinden başlatıldığı ve doğal akışında olduğu zamandaydı. Buna da ancak rehberlik edebilirdiniz. Bu keşif ve karşılıklı eğitim süreci içinde siz de bir yetişkin olarak eğlenirseniz ne ala!

Tabii çocuk ve müzik söz konusu olduğu zaman, eğitimden çok, müzikle yaşamak ve onun sağladığı zenginliği paylaşmaktan bahsediyoruz aslında.
Çocuğun dünyasına, müzikle yapılan ziyaret olarak özetleyelim o zaman bu yazının içeriğini… Bu nasıl bir şeydi? Müzikli yaşantımızdan, yaşantımızın bütününe olumlu olarak yansımış olanlar nelerdi ve bunlar başka çocuklar ve yetişkinler tarafından nasıl uygulanabilir?

Müziğin, beyin ve dolayısıyla çocuğun bütünsel gelişimi üzerine etkileri üzerine sayısız araştırmalar devam eder ve beyin gizemini büyük ölçüde korumaya devam ederken, bu araştırmalardan elde edilen bulguları akademik bir dil içinde aktarmak tercihim olmayacak. Biz bu adada 20 yıl boyunca ne yaşadık? Müzikle nasıl oynadık? Bir eğitmen olmak zorunda olmaksızın, bir gönüllü neler yapabilir? Gelin bunlara bakalım birlikte…

Sesi Keşif
Müziğin i-tunes’un play tuşuna basmadığımız, ya da yanı başımızdaki müzik aletinden ses çıkarmadığımız anlarda nerede ve nasıl olduğunu fark etmek, “dinlemek” oyunlarımızdan biriydi. Müzik nerelerden çıkmadı ki? Kalbimizin atışından, rüzgarın sesinden, kuşların söylediğinden,  yoldan, denizden, havadan geçenlerden evimizde çalışan makinelerden… Bu seslerin her biri dinlemeye, hatta istenirse, benzerini taklit etmeye, hatta kulak hafızamızda kalanlarla küçük ses kalıpları yaratmaya değerdi.

Sözcüklerden Tekerlemeler
Bu ses kalıplarına, kullandığımız sözcükleri belli bir ritm içinde eklediğimiz zaman ise küçük tekerlemeler oluşurdu. İşte bu bize özel tekerlemeler, bilinen tüm tekerlemelerden daha kıymetli olurdu. Seçtiğimiz sözcüklerden oluştuğu ve o anda yakaladığımız coşkuyu taşıdığı için, söylendiği her seferinde bizi güldüren, dinlemeyi, söylemeyi oyuna dönüştüren tekerlemeler!

Fotoğraftan Şarkıya
Bazen sadece bir dergi ya da öykü kitabının sayfalarındaki fotoğraflarda gördüklerimizi, bir müzik aletinin yardımıyla, o anda ürettiğimiz melodiler eşliğinde anlatırdık. Meydan okuma olduğunu mu düşünüyorsunuz? Sakın çekinmeyin. Bu herkesin yapabileceği bir şey. Kendimizi, tuşlara, gördüğümüze ve oyuna bırakırdık. Melodiler, peşinden de kahkahalar hemen gelirdi.

Beyinde Şenlik
Eğer bir o anda beyinlerimizin elektromanyetik bir görüntüsü alınabilseydi, lunapark vari bir renk cümbüşü ile karşılaşıcağına eminim!
Sağ ve sol beyin iç içe geçmiş, piyano tuşları üzerinde gezinen 20 parmak, gördüğü fotoğrafa müzikli bir hikaye uydurmaya çalışırken binlerce yeni  nöron bağlantısı kuran neşeli beyin hücreleri, o keyifle birlikte salgılanan çeşitli kimyasallar, bu ortam içinde oluşan ya da pekişen duygusal bağlar, geleceğe mal olacak anılar… Ne büyük zenginlik!

Büyüdükçe
Bu anlattıklarım, daha çok bebeğin ilk sözcüklerini kullanmaya başladığı 1.5 yaş ve sonrası oyunlarıydı. 2.5-3 yaş sonrasında, grup oyunlarının vazgeçilmezi müzik, yaşantımızın parçası oldu. Çocuk şarkılarına eşlik eden beden hareketleri ve bunların hiç bıkılmayan tekrarları…. 4-5 yaşlarında, şarkıların sözüne daha fazla dikkat eder, bir melodiyi daha dikkatli dinler olduk, ya da elimizdeki enstrümandan dana bilinçli sesler çıkarmaya başladık. 6-7 yaşlarında ise, notalar ve onların sahip olduğu mantığı anlayabilir yaşa gelmiştik.  O yaşa kadar müzik eşliğinde oynadığımız tüm oyunlar bizde, müzikle ilgili temel  kavramların alt yapısını zaten oluşturmuştu.

Çocuk Şarkıları
Bu süreçte, yani müzikli oyunlar içinde, çocuklara birlikte bazı sözler, şarkılar yazdık. Bunlardan farklı zamanlarda iki albüm meydana geldi. “Kara” ve “Başka Dünya Yok” Bülent Ortaçgil’ in müzik direktörlüğü ve Gürol Ağırbaş’ ın düzenlemeleriyle hayata geçti. Şarkılarımız kendi seyirlerinde, küçük dinleyicilerine ulaşmaya devam ediyorlar.

Bir Miktar Kuramsal Bilgi
Yine aynı yıllarda, erken çocukluk müzik eğitim programı olan Kindermusik’ten eğitim almış ve uygulamalarını yapmıştım. Kindermusik, müziğin çocuk gelişimine faydalarını, Jean Piaget'nin gelişim kuramı üzerine yapılandırdığı uygulamalarıyla aşağıdaki alanlarda tanımlar:
           Dilsel beceriler
            Sayısal beceriler
           Sosyal-duygusal beceriler
            Fiziksel beceriler
      Yaratıcılık

Bunların tümü yine, Howard Gardner’ın çoklu zeka kuramı ile iç içe gider. Bir beynin kategorizasyonuna ve bunun mutlak değişmez olarak görülmesine sıcak bakmasam da, bir mekanı kullanarak oynanan basit bir müzikli grup oyunun, beynin tümünü harekete geçirdiğini, yukarıda adı geçen tüm alanlar içinde beynin tümünü ilgilendirdiğini ve beslediğini düşünebiliriz.

Böylesine beyni bütünsel olarak içine alan tüm faaliyetler (buna sahne sanatlarını, görsel sanatları ve doğa sporlarını da katmak isterim) sadece bu alanla sınırlı kalmaz, gelişimine katkıda bulunduğu konsantrasyon, özgüven, koordinasyon, problem çözme, analitik ve akıl yürütme becerileriyle bir yaşam boyu meyvelerini tadacağımız bir ağaca dönüşür.

Hangi Tür Müzik?
Müzik seçiminde klasik müzik dinletilmeli, vb sınırlandırma, hatta sınıflandırmalara sıcak bakamıyorum. Klasik müziğin beyinsel gelişime katkıları bazı araştırmalarla gösterilmiş olsa da, başka tür müziklerin de benzer etkilere sahip olduğu bilinmektedir. Samimiyet, çoğu zaman olması gerektiği gibi burada da seçim kriterlerimizden biri olabilir. Dinlemeyi sevdiğimiz müzik türünü, severek çocuğumuzla paylaşabiliriz ancak.

Sevilen tür içinde tercihimiz pop müzikse, iki kez düşünmeyi tavsiye edebilirim. Popüler olanın, neredeyse sadece “kullan at” ilkesiyle meydana getirilmiş olduğunu görmek fazla zaman almaz. Bu büyük tuzağın masum kurbanı haline gelmeyi de aslında kimse istemez.

Fonda Müzik Var
Evet, izlediğimiz filmlerin müziğini kaldırdığımız zaman film ne kadar çıplak kalıyorsa, yaşamlarımızda müzikten yoksunluk da o anlama gelir diye düşünürüm zaman zaman.
Bazen sadece bir fon, bazen de sınır tanımayan, kullanıldıkça sınırları kaldırabilen, üstelik dünya üzerindeki tüm canlıların duyabildiği ve ilişki kurabildiği bir dil.








Macar besteci, eğitmen ve düşünür Kodaly’nin yalın ve güzel sözleriyle yazımızı noktalayalım mı…“Let music belong to everyone”/ “Bırakın müzik herkese ait olsun”
Müzikle bezenmiş nice güzel anı diliyorum size ve küçüklerinize, sevgilerimle…

Banu Kanıbelli

Tanıyalım
İstanbul’da doğdu. Müzik çalışmalarına 12 yaşında piyano ve gitar eğitimi alarak başladı. Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümünü bitirdi. Mimar Sinan Üniversitesi Etnomüzikoloji Bölümü’nde yüksek lisans dersleri aldı. Profesyonel olarak eğitim sektöründe çalışmak ve bu süreçle birlikte gelişen ‘çocuk şarkıları’ döneminde, Bülent Ortaçgil’in müzik direktörlüğü ve Gürol Ağırbaş’ın düzenlemeleriyle iki albüm (“Kara”/ 1998 ve “Başka Dünya Yok”/2006) çalışması yaptı. 

2013 Kasım’ında, müzik direktörlüğünü ve düzenlemelerini Baki Duyarlar’ın üstlendiği  “Bu Rüzgâr” albümü, Ada Müzik tarafından caz kategorisinde yayımlandı. 





2 Mayıs 2014 Cuma

İZMİRLİ ANNELERLE BULUŞUYORUZ


Heyecanla beklenen, özlenen, efsane “ İzmirli Anneler Çocuk Şenliği'” tam iki yıl aradan sonra geri dönüyor!

4 Mayıs Pazar günü Levent Marina yanı Aquamarine'de saat 11.00’de başlayacak şenlikte biz de varız. Sadece çocuklar değil; anne, baba, nine, dede, komşu teyze hepimiz eğlenceye doyacağız. 


Aynı zamanda şenliğin tüm geliri Kemik İliği Transplantasyon ve Onkoloji Merkezi Kurma ve Geliştirme Vakfı’na  (KİTVAK) bağışlanacak. 

İzmirli Anneler Ege Üniversitesi' nde göğüslerini kabartan başarılarını bu kez 9 Eylül Üniversitesi KİTVAK, hasta ve hasta yakınları konuk evi için gerçekleştirmek istiyorlar. Giysi ve eşya bağışlarıyla da Ege Çağdaş Eğitim Vakfı’na (EÇEV) destek olacaklar. 

Siz de bu şenlikte yerinizi alın. Gelin hem birlikte eğlenelim hem de ihtiyacı olan kişilere yardım edelim.