24 Nisan 2013 Çarşamba

3 bebe 1 arada

Dünyaya bir can getirmek ne kadar heyecan verici, değil mi? Peki ya aynı anda iki can, yok yok hatta üç can? İşte 3 Bebe 1 Arada blogunun yaratıcısı Sema Günel için durum aynen böyle!

Daha henüz 29 yaşında olan bu kahraman anne, her gün üç minik afacanla hayatını renklendiriyor :) Hikayesi bizim çok ilgimizi çekti, siz de merak ediyorsanız sohbetimize bekleriz...

***
Adım Adım: Merhaba Sema Hanım. Öncelikle bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Sema Hanım: Merhabalar. 29 yaşındayım, Eskişehirliyim. Yazılımcıyım. 4,5 yıldır bir kocam, 1,5 yıldır da üç bebeğim var :)

Adım Adım: Ne kadar güzel, maşallah! Üçüz bebek sahibi olmak zor değil mi? Nasıl başarıyorsunuz her şeye, herkese yetişmeyi?

Sema Hanım: Zorluğunu ifade etmek imkansız. Çocuk sahibi olmak zaten insanın hayatında bir kilometre taşıyken, ikiz ya da üçüz (ya da daha fazlası) çocuk dünyaya getirmek, hayatınızı tepe taklak ediyor, sudan çıkmış balığa dönüyorsunuz! Her şeye layıkıyla yetişebilmek söz konusu bile değil ama mecburen yetişmek için çaba harcamak sahiden çok yıpratıcı…

Adım Adım: Tahmin edebiliyoruz… Kolay gelsin, ne diyelim :) Eski iş hayatınızı özlüyor musunuz? Üçüzler büyüyünce tekrar çalışma hayatına dönme planınız var mı?

Sema Hanım: Eski hayatımda özlediğim şeyler var elbette; aklıma estiği gibi yaşamak, dilediğim her şeyi özgürce yapmak ya da yapmamak, istediğim saatlere kadar deliksiz uyuyabilmek vs...  İş hayatımı da zaman zaman özlemle andığım oluyor, evet. Ama bu, çocuksuz hayatımı özlediğim anlamına gelmiyor. Çünkü tüm bunları yaparken de, bir çocuğum olsun isteğiyle hayatım yarımdı.

Onlar büyüdüğünde yeniden çalışmayı düşünür müyüm, net bir cevap veremiyorum; çünkü onları büyütme süreci öyle yoğun bir şekilde geçiyor ki, büyüdüklerini görmem için yüzyıllar geçmesi gerek gibi hissediyorum ve o kadar uzun vade için net kararlar alamıyorum kafamda :) Ama tahminim şu ki, böyle koşuşturmacalı bir dönemi geçip, onları büyütüp hayatım sakinleştiğinde (öyle bir günüm gelecek mi bilmiyorum gerçi :)) boşluğa düşüp bir iş yapmayı, kendime meşgale bulmayı tercih ederim kuvvetle muhtemel…

Adım Adım: 3 Bebe 1 Arada isimli bir de blogunuz var, biz de keyifle takip ediyoruz :) Blog açma fikri ilk olarak nereden geldi aklınıza?
Sema Hanım: Bebeklerime hamileyken, hatta hamileliğimden de önce yazmaya başladığım bir günlüğüm vardı. Bebeklerden sonra, hayatımın tümünü oluşturdukları için, günlüğüm tamamen onlara ait oldu. Doğum hikayemiz, günlük olaylarımız, maceralarımız… Yazacak çok şey olmaya başladıkça, defter tutmaya zorlanır oldum, hem zaman dardı hem de kollarım uyuşuyordu onca şeyi yazana kadar. Günlüğümü artık bilgisayarda Word belgesi olarak kaydetmeye, ta ki çocuklarım büyüyüp yuvadan uçana kadar yazmaya devam etmeye ve nihayet üç adet kitap haline getirip onlara birer armağan bırakmaya karar vermiştim. Bir süre sonra birkaç arkadaşımın “Bu günlüğü blog haline getirmelisin” ısrarıyla günlük halka arz edilmiş oldu :)

Adım Adım: Çok da iyi olmuş :) Bir de “Anne Annenin Tarifine Muhtaçtır” diye bir bölüm var blogunuzda. Burada kendi denediğiniz tarifleri mi paylaşıyorsunuz?

Sema Hanım: Evet kesinlikle. Öyle, internette arayıp tarayıp rasgele kopyala-yapıştır yaptığım tarifler değil. Zaten başlangıç noktası bebekler için sağlıklı yemeklerdi. Malum,  piyasada satılan bebek ürünleri bile (bebe bisküvisi, mamalar…) aslında bebekler için sağlıksız içeriklerle dolu.

Cici Anne, Cici Bebe, Cici Bisküvi
yazısından
Bebeklerim ek gıda dönemine girdiğinde ne yapmalı, nereden başlamalı, neler yedirmeli diye çok zorlu bir dönem yaşadım acemi bir anne olarak. Aradım, taradım, bilenlere, uzmanlara danıştım derken, bebeklerim için sağlıklı tarifler çıkarmaya başladım birer birer. Bazıları blogger arkadaşlarımın tarifleri, bazıları ise doğaçlama yaptığım şeylerdi. (Bebeklerim için özellikle sağlıklı beslenme konusunda en önemli rehberim, başucu kaynağım Bebek Yapım Bakım Onarım isimli blog olmuştur.)  

Yaptıklarımı deneyip mutlu oldukça paylaşmadan da edemedim, bloga böyle bir sayfa ekledim. Sağlıklı bebek tarifim var diyen herkesin de tarifini paylaşabileceği bir bölüm bu. Çünkü anne annenin tarifine muhtaçtır gerçekten :)

Adım Adım: Öyle tabii :) Peki blogda okurlarınızın size en çok sorduğu soru hangisi?

Sema Hanım: "Tüp bebek mi?" :) Zaten buna ilişkin bir yazım da var. Sadece blogda değil, her an her yerde bu soruya muhatabım (Burada da merak edenler için söyleyeyim, hayır tüp bebek değil :)) Bununla birlikte, biz çoğul bebek annelerinin maruz kaldığı pek çok klişe soru ve söylem aynı yazı içinde mevcut, meraklısı için işte link... :)

Adım Adım: Üçüzleri bize biraz anlatır mısınız? Yaramazlar mı mesela? Size mi düşkünler, babalarına mı?

Sema Hanım: Hem de çok çok yaramazlar :) Meraklılar, hiperaktifler, çok zıpırlar. Yani çoğunun sandığı gibi üçüzler diye bir bebeğin potansiyeli üçe bölünmüyor, tek çocuklu evlerdeki zıpır bir bebenin aynından 3 tane :) 

Prematüre oldukları için çok hassas ve de çok ağlak çocuklar. Doğduklarından bu yana (1,5 yaşındalar şimdi) evde bebek ağlaması olmadan 15 dakika geçirmişliğimiz yoktur. Düşkünlükleri dönemsel; örneğin biri ilk 8 ay feci şekilde bana düşkünken şimdi babacı oldu. İlk zamanlar babasından ayrılmayan ise şimdilerde bana yapışık geziyor :) Dönem dönem değişmekle birlikte aşırı bir düşkünlük söz konusu değil.

Adım Adım: Birbirlerine benziyorlar mı? Sadece fiziksel olarak değil, huy olarak da merak ediyoruz :)

Sema Hanım: Fiziksel olarak kardeş bile sanılmayacak kadar farklılar :) Huy olarak da öyle... 

Sık sık düşünürüm, aynı annenin karnında aynı anda oluşup, aynı anda dünyaya gelmiş 3 insan bu kadar mı farklı olabilir diye. İlgi alanları, sevdikleri-sevmedikleri, olaylara tepkileri, insanlarla iletişimleri, duygusal yapıları birbirlerinden çok çok farklı. 

Durumun böyle olması, hepsinin nabzına şerbet vermek zorunda olduğumuz için bizim için çok sıkıntılı olabiliyor. Ama diğer yandan, 3 farklı dünyaya, renge sahip olduğumuz için kendimizi şanslı bulduğumuz da oluyor…

Adım Adım: Tabii, kesinlikle çok şanslısınız! Sizce anne olmanın en güzel tarafı ne?

Sema Hanım: Anne olmak, hiç sebep göstermeksizin dünyanın en güzel şeyi zaten. Somut örneklerle ifade edilebileceğini sanmıyorum. Ama ilk zamanlar emzirmenin ne güzel bir duygu olduğunu, bunu yaşayamayacakları için erkeklerin ne şanssız olduğunu düşünür dururdum mesela, ilk aklıma gelen şey bu…

Adım Adım: Peki ya üçüz annesi olmanın en güzel tarafı? Kendinizi ayrıcalıklı hissediyor musunuz?

Sema Hanım: En güzel tarafı -şüphesiz- 3 tane çocuğu bir kerede dünyaya getirip, aynı anda büyütmek, aynı zor süreçleri tekrar tekrar yaşamak zorunda kalmamak olacaktır elbette, zamanı geldiğinde o güzelliği tatmanın umuduyla yaşıyorum :) Üçüz annesi olmak, maalesef güzelliklerinden önce saymakla bitmeyecek bir zorluklar listesi sunuyor önünüze. Yorgunluk, stres, yıpranma, kısmen bozulmuş bir psikoloji… Tüm o zorlukların yanında, hangisini öpeceğinizi, seveceğinizi şaşırdığınız 3 minik evlat var, üçüz annesi olmanın en güzel yanı… 

Üçüzlerle bir hayat, öyle kısıtlanmış bir hayat ve de öyle tuhaf hisler yaşatıyor ki insana, an geliyor (hatta şu dönemin zorlukları yüzünden sık sık) tek çocuklu annelere bakıp imreniyorum, “Şimdi tek çocuğumuz olsaydı şunu yapardık, buraya giderdik, bunu alırdık…” gibi konuşmalar çok geçiyor eşimle aramızda. Ama bunun üstünden çok geçmeden bir an oluyor ki, hepsi de hayatımda olduğu için şükürler ederken buluyorum kendimi… Bu yüzden bazen kendimi çok şanslı ve ayrıcalıklı hissederken; bunaldığım, çıldırdığım anlarda ise çok çetin bir sınavla sınandığıma inanıp isyanları oynuyorum :)

Sorunuzla ilgili olduğunu düşündüğüm, “Sıradışı Annelik Derneği” için yazdığım yazının linkini vermeden geçemeyeceğim.

Adım Adım: Siz anlattıkça biz merak ettik; bize bir gününüzü özetler misiniz?

Sema Hanım: En kısa özetle; kalkış, bebeklerin kahvaltısı, oyun-onları oyalama, öğle uykusu, onlar uyurken yemeklerini yapma, (bu arada bir yerlerde fırsat bulursa anne de kahvaltısını yapıyor-bugün 16.00’da yapabildim kahvaltımı mesela), bebeklerin uyanışı, yemek seramonisi, oyun, dört/sekiz/on altı gözle babayı bekleyiş, baba gelince birazcık nefes alma (eşim hayatımdaki en büyük yardımcım ve desteğimdir), hava güzelse gezmeye çıkma, akşam yemeği faslı, akşam saatleri curcunası (bu saatler mızmızlıklar son raddededir), bebeklerin uykuya yatışı ve anne-baba için yeni başlayan gün. (Anne için gün o saatte başladığına göre, mutfak toparlama, çamaşır asma, ütü gibi işler de o saatte başlıyor demek oluyor :))

Adım Adım: Biz dinlerken yorulduk, Allah size kolaylık versin :) Okurlarımızın arasında mutlaka üçüz anneleri ya da anne adayları vardır. Üçüzlerle hayat konusunda onlara ne gibi önerileriniz olur?

Sema Hanım: Hamileler için; mümkünse onları hiç doğurmamaları, içerde sakin, sessiz, daha iyiler :) Şaka bir yana, ikiz ve daha fazlası bebek dünyaya getirmeye hazırlanan annelere, imkanları dahilinde bir yardımcı arayışlarına en kısa zamanda başlamalarıdır ilk tavsiyem. Yardımcı bulmak zaten sıkıntılı bir iştir, ki söz konusu çoğul bebek olunca mumla aranıyor. Aile desteği de çok önemli. Anneler, kız kardeşler özellikle ilk zamanlarda hayat kurtarıcı. 

Diğer bir önemli tavsiyem, uyku eğitimi ile ilgili bilinçlenme araştırmalarına derhal başlamaları ve ilk uygun zamanda uygulamaya koymaları. Çoğul bebekli bir hayatın en önemli sorunlarının başında uyku meselesi vardır. Epey çetrefilli bir konu olup, ilk 1 yıl, belki de 2 yıl aileyi en çok yıpratan şeydir. Mümkün olan en kısa zamanda uyku eğitimini almış bebekler anne-babaya biraz olsun nefes aldıracaktır.

Adım Adım: Çok doğru söylüyorsunuz. Geçtiğimiz haftalarda 0-4 Yaş Uyku Danışmanı Pınar Sibirsky ile yaptığımız röportajda biz de bu konunun önemini çok daha iyi anladık. Peki son olarak eklemek istedikleriniz…

Sema Hanım: Blogumun ortaya çıkış hikayesinde de anlattığım gibi; her şey bebeklerime, ileride onları gülümsetecek bir hatıra kalsın diye başladı. Ama sonra misafirlerimiz çoğaldı, çoğaldı. Çok güzel geri dönüşler aldık. Doğum hikayemizle herkesi ağlattık, günlük maceralarımızla güldürdük… İyi dilekler, dualar aldık hep. Güzel arkadaşlıklar edindik… Böylesine zor ve sıkıntılı hayatımın içinde, huzurlu bir nefes alma durağı oldu blogum benim için. Bu durakta duran, selam veren, bakıp geçen, hayatımıza giren, bizi hayatına katan herkese, siz de bunlardan birisiniz, içten teşekkürler… :)

Adım Adım: Asıl biz teşekkür ederiz. Bizim için ilginç ve çok keyifli bir sohbetti.

***
Sevgili Gülce, Egemen ve Bertuğ;

Anneniz sizi öyle güzel anlattı ki, dinlemeye doyamadık... 

Birbirinize sahip olduğunuz için ne kadar şanslı olduğunuzu büyüdükçe çok daha iyi anlayacaksınız :) 

Hep yan yana, hep bir arada olun. Birbirinizin sadece kardeşi değil, en yakın arkadaşı da olun. Anneciğinizi fazla üzüp yormayın, annelerin hakkı ödenmez! :)

Sevgiler,
Adım Adım

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder